Başbakan Davutoğlu: En “Yeni Keynesyen” mi?

TÜGİAD Başkanı Ali YÜCELEN: “Keynes- Nihat Zeybekçi-Durmuş Yılmaz” tartışması derinlemesine incelendiğinde, mevcut iktidarın Keynesyen politikalara ne kadar yakın olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Başbakan Davutoğlu: En “Yeni Keynesyen” mi?

Keynes tartışmalarını ve ekonomi uygulamalarını yorumlayan TÜGİAD Başkanı Ali Yücelen'e göre Davutoğlu hükümeti uygulamaya koymayı tasarladığı politikalara bakıldığında en "Keynesyen" hükümetlerden biri sayılabilir. Yücelen, bir yandan Keynes'in kitaplarının yakılması gerektiği konuşulurken öte yandan da Keynes'in önerdiği modellerin uygulandığına dikkat çekti. Yücelen, dünyanın Keynes’in kitaplarını yakmadığını ancak Keynes’te de kalmadığını kaydetti.

Ekonomide yaşanan durgunluğu sürekli takip ettiklerini belirten Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Başkanı Ali Yücelen, ekonomi bürokrasisi ve siyasetçilerin tartışmalarını şaşkınlıkla izlediklerini belirterek; "Biz işadamıyız, ekonomiyle ilgiliyiz. Bugüne kadar bu konuda sözü olan herkesi dinlemeye, anlamaya çalıştık ve çalışırız. Bir kısmının sözlerine katılmasak da kütüphanemizde tutar arada sırada okuruz. Ülkemizde bir yandan son dönemin en "Yeni Keynesyen" uygulamaları yaşama geçirilirken bir yandan da Keynes'in kitaplarının hala yakılıp yakılmadığı konuşuluyor" dedi. Keynes'in teorisinin analiz edilmesinde yarar olduğunun altını çizen Yücelen şu açıklamayı yaptı:

Günümüzde para basarak ve dünyayı likiditeye boğarak elde edilebilecek neredeyse her şey elde edildi, dünyada bol miktarda sıcak para var ve faizler neredeyse sıfıra düştü. Ancak mevcut durumda faiz esnek değil; para, krediye, yatırıma dönüşmüyor. Bunun nedeni risk algısı. Para basıp kredi hacmini genişleterek ya da faizleri daha da düşürerek yatırımları uyarma politikası başarılı olmuyor. Bu yüzden dile getirilen para politikasından ziyade kamu maliye politikası yoluyla, yani Keynesyen politikalar yoluyla, ekonominin canlandırılması yoluna gidilmesinin gerektiği…

Her ne kadar, geçen seneye kadar faizin önemli bir maliyet olduğu ve düşmesi gerektiği savunabiliyor olsa da, Türkiye gibi düşük tasarruf oranları, görece yüksek enflasyon, yüksek cari açık ve her daim yüksek politik gerilim ortamında Merkez Bankası’nın faiz oranlarını daha da aşağı çekmesinin, kısa vadede büyümeyi yukarıya çekeceğini beklemek çok doğru görünmüyor.

Mamafih, Tüketici Güven Endeksindeki rekor düşüş, reel sektör temsilcilerinin artık dayanamıyoruz feryatları, bu tartışmaların arasında kaynayıp gitmektedir ve ekonomimiz hep finansal piyasalarında yaşayacağı sıkıntıları kriz olarak görmektedir.

Keynes-Durmuş Yılmaz-Nihat Zeybekçi üçgenindeki tartışma, görünürde faiz üzerinden yürüse de aslında daha derinlikli bir tartışmayı kendi içinde barındırıyor. Özellikle Ekonomi Bakanı Zeybekçi’nin, Durmuş Yılmaz’a Keynes’in kitaplarını yakıp yakmadığını sorması, hala Keynes’te kalıp kalmadığını sorması aslında bu derinliği hissetmemizi sağladı…

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN “FAİZ” SÖYLEMİNİ KEYNES DUYSAYDI NE DERDİ?

“Keynes’in bakış açısına göre faiz, ücretler gibi işletmeler için geri kazanılması gereken bir maliyettir. Faiz oranı ile üretim süreçlerinden elde edilmesi gereken kar oranları belirlenir, faiz oranlarının etkisi olmadığında ise böyle bir şey gündeme gelmeyecektir. Keynesyen yaklaşıma göre yatırımlar, parasal biçimde belirlenen faiz oranlarına bağımlıdır ve reel ekonomi alanı, parasal ekonominin etkisinden bağımsız değerlendirilemez.” Dikkat edileceği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artık gündelik hale gelen faiz söylemi ile yukarıda yer verilen Keynesyen yaklaşım birbirine oldukça yakın görünüyor. Tek farkı Keynes, hikayeyi burada bitirmiyor. Liberal iktisadın piyasanın kendiliğinden düzenleyici mekanizması olarak gördüğü faiz oranları esnekliği, sistemde işlemez hale gelebilmektedir. Faiz esnekliğinin azalması durumunda faiz oranları ile oynayarak ekonomiye yön verme imkanı ortadan kalkabilmektedir. Keynes’e göre yatırım kararı, bir yandan geleceğe dönük beklentiler ve moral gibi psikolojik faktörlere, diğer taraftan faiz oranı ve sermayenin marjinal etkinliğine bağlıdır. İşte Keynes, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan farklı olarak hikayenin sonunu getirmiştir. Bugün Türkiye’de asıl konuşulması gereken, faiz düzeyinden ziyade geleceğe dönük beklentiler ve psikolojik faktörlerdir.

DÜNYA KEYNES’İN KİTAPLARINI YAKMADI…

Bilinenin ötesinde Keynes’in hedefi, kitabını yazdığı dönemde yaşanmakta olan krizin teorisini yazmak değil, bundan daha da önemli olarak iktisatçıların düşünüş biçimini değiştirmekti. Zira Genel Teori’yi kaleme aldığı sıralarda Bernard Shaw’a yazdığı mektupta Keynes şunu söylemektedir: “Bununla birlikte benim ruh halimi anlamanız için iktisat teorisi konusunda yazdığım kitabın dünyanın iktisadi sorunları üzerindeki düşünme biçiminde büyük bir devrim yapacağına inandığımı bilmeniz gerekir”.

Yani yalnızca iktisat teorisi değil aynı zamanda düşünme sistematiği oluşturmak gibi büyük bir hedefi olan Keynes’in kitaplarını dünya yakmadı, aksine 2008-2009 global krizi ertesi tekrar hararetli bir şekilde tartışmaya başladı. Her ne kadar çok ciddi iktisatçılar Keynes’in Genel Teorisi’nin “kötü düzenlenmiş”, “kötü yazılmış”, “çelişkiler” ve “muğlaklıklar” içeren bir kitap olduğunu söyleseler de Keynes kendinden sonrasını önemli ölçüde dönüştürmeyi başardı.

DÜNYA KEYNES’TE KALMADI…

Keynes’in tam olarak ne demek istediği konusunda bazen birbiriyle uzlaştırılamayacak düzeye varan farklılıklar içeren yaklaşımlar geliştirildi. Bunların başında “Yeni Keynesyen”ciler gelmektedir. 1970’lerde ortaya çıkan Yeni Keynesyen akım, amaçları 1970’lerde gözden düşen Keynesyen iktisada yeniden itibar kazandırmak ve bu amaçla Yeni Klasik iktisatçılar tarafından yöneltilen eleştirilere ikna edici cevaplar sağlayacak şekilde Keynesyen iktisadın makroekonomik çerçevesini mikro ekonomik temellerle yeniden formüle etmekti. Bunda da başarılı oldular.

Peki ne söylüyor Yeni Keynesyen’ler…

Keynes’in iktisada getirdiği devrim niteliğindeki en büyük yenilik, ekonomiye makro bakmasıdır. Klasiklerin genel eğiliminden farklı olarak Keynes makro değişkenler ve bunlar arasındaki ilişkiler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Piyasa mekanizmasının aksaklıkları ve katılıklarını bertaraf etmek üzere kamu maliyesi ve para politikalarının dönüştürücü ve yönlendirici etkilerine başvurulmasının önemine işaret etmektedir.

Yeni Keynesyen iktisatçılar ise, makro teorinin mikro temellerini oluşturmaya yönelik iki farklı koldan yürümüşlerdir: Birinci gruptakiler, nominal fiyatlar ve ücretlerdeki katılıklar üzerinde durmuşlardır. İkinci gruptakiler ise eksik enformasyon ve piyasa başarısızlığı konularını işlemişlerdir. Tüm bu teorik tartışmalar bir yana sonuç olarak Yeni Keynesyenler de, farklı politikalar yoluyla da olsa, ekonomiye müdahale edilmesi gerektiği görüşünü savunmuşturlar.

62. AK PARTİ HÜKÜMETİ “YENİ KEYNESYEN”Mİ?

Yeni Keynesyen’ler genelde ekonomiyi tam istihdama yöneltecek güçlerin var olduğu şeklindeki klasik görüşü paylaşırlar. Ancak piyasa mekanizmasındaki aksaklıklar sebebiyle, bunun sağlıklı bir şekilde çalışmadığını söylerler ve bu nedenle devlet müdahalesini önerirler.

Sn. Başbakan Davutoğlu’nun kurduğu 62. Hükümet sonrasında dile getirilen “Yeni Türkiye” sloganının altını doldurmaya yönelik atılan ilk adım “ekonomi politikası” alanında oldu. 10. Kalkınma Planının bileşenleri “Öncelikli Dönüşüm Programları” adı altında uygulamaya konulurken 25 ana başlık etrafında 1300’den fazla eylem Başbakan Davutoğlu tarafından açıklandı. Bu başlıklar incelendiğinde, verimlilikten tasarruf oranlarının artırılmasına, rasyonel kamu harcamalarından işgücü piyasalarının etkinleştirilmesine kadar oldukça geniş bir yelpazede “devletin ekonomiye müdahalesini” öngördüğü anlaşılmaktadır.

Önceki Ak Parti hükümetlerinden farklı olarak Başbakan Davutoğlu’nun, Türkiye’nin ekonomik alandaki sorunlarını öncelikli gördüğü anlaşılmaktadır ve bu sorunların çözümüne yönelik açıkladığı eylem planı, bugüne kadar ki Ak Parti hükümetlerinin uygulamalarının çok ötesinde bir “ekonomiye devlet müdahalesini” içermektedir. Özünde piyasa ekonomisine bağlı ancak piyasa mekanizmasındaki aksaklıkları düzeltmeye yönelik devlet müdahalesini öngören açıklamaları politik iktisat modelleri açısından değerlendirdiğimizde Davutoğlu Hükümetinin, kendinden önceki AK Parti hükümetlerinden daha fazla “Yeni Keynesyen” olduğu görülmektedir. Nitekim, teori kitaplarının yakılması yerine, bunların düşünce dünyamıza ve pratiğe etkilerinin yeniden değerlendirilip, bunlardan yeni sentezlere ulaşmak için çaba sarfedilmesi ve günümüz şartlarına uyarlanması gerekmektedir.