TÜGİAD Başkanı Sayın Ali Yücelen’in İmralı Süreci İle İlgili Değerlendirmesi

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan bu yana farklı musibetler yaşadık. Her dönemde kendine özgü sorunlarımız oldu. Bunların bir kısmı gelişme kaynaklıydı, ama gerçekten çok önemli kısmı içerideki sorunlarımızın maniple edilmesinden kaynaklanıyordu.

Türkiye'de, özellikle 12 Eylül döneminde yaygın bir söylem haline gelen "dış kaynaklı" suçlamalar, her yaşadığımız sorunu Türkiye'nin düşmanı olan dış güçlere bağlayan paranoyak bir ruh halinin dışa vurumu oldu.

Terör örgütünün Türkiye ile ilgili siyaseti olan hemen her ülke ile bağlantısı olduğu bir gerçektir.

35 yılı bulan kanlı süreçte, ülkemiz çok önemli kayıplara uğramıştır. 30 binden fazla insanımızı bu teröre kurban verdik.

Sorunların çözümünde terör bir yol değildir ve olamaz. Nitekim aradan geçen yıllar bunu hepimize öğretti.

Ülkemizin en güzel köşelerinden olan Güneydoğu Anadolu'muz hak ettiğinden daha yavaş gelişti ve ülke gelişmemizden daha az pay aldı.

Pek çok ülkenin başa çıkamayacağı ölçüde bir göç sorunu yaşadık; köylerinden kopartılıp büyük kentlerde var olma mücadelesi veren milyonlarca insanımız bugün 3. nesil olarak artık eski köylerine nostaljik bir mesafede durabiliyorlar.

Biz Türkiye'nin genç işadamları olarak, aramızda her görüşten, her kesimden üyesi olan bir yapı olarak "İmralı süreci" olarak tanımlanan bu süreci olumlu fakat temkinli değerlendiriyoruz. Barışa yönelik işler yapanların yüce yaradan tarafından mükâfatlandırılacağına iman etmiş gençler olarak, içinde ‘barış’ geçen, barışı ve huzuru tesis etmek üzere yola çıkılmış her çabaya destek olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Öncelikle, bu süreci kamuoyuyla paylaşarak, tartışılmasını sağlayan yetkililere şükranlarımızı sunuyoruz. Ancak, bir sorunu çözerken başka bir soruna neden olmamamız gerekiyor.

Öncelikle, belirtilmesi gereken husus, bu problemin ekonomik bir problemden öte sosyal bir problem olarak değerlendirilmesi gerektiğidir. Konuyla ilgili bütün STK’ların görüşleri alınmalı, süregelen terör belasından doğrudan etkilenmiş, ceremesini çekmiş şehit ve gazi aileleri dernekleri gibi kurumların da öncelikli olarak görüşleri alınarak, fedakarlıkları nesillerce unutulmayacak bu insanlarımızın da hassasiyetleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Atatürk ve silah arkadaşlarının liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine hassasiyetle yaklaşarak; bizi biz yapan değerlerimizi koruyup geliştirerek getirilecek çözümlere zaten toplumun her kesimi sıcak bakacaktır.

Bugün, iktidara oy veren vatandaşlarımızın yüzde 50'ye yakını ile muhalefete oy veren vatandaşlarımızın da yine benzeri bir orandaki bölümü görüşmeleri desteklediğini belirtiyor.

Geçmiş bize ait, geçmişi unutamayız. Ancak geleceği, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini inşa edebilmek için gerekli adımları cesur bir şekilde atabilmeliyiz. Öyle ki artık bu ülkede iş yapan hiç bir kardeşimiz, bu ülke vatandaşı olarak iş yaptığına pişman olmamalı; tam tersine gurur duymalıdır.

Süreç devam ederken, süreci baltalamaya çalışan, dış istihbarat örgütlerinin kuklası, terör örgütü mensupları boş durmayacaklardır. Terör örgütünün, tek merkezden yönetilen, düzenli bir yapı olmadığı gözden kaçırılmamalı, geldiğimiz noktada bazı ülkelerin istihbarat örgütlerinin taşeronluğunu üstlenen, adeta bir kiralık katiller çetesi halini aldığı unutulmamalıdır. Bu çete, süreci baltalamak için kullanabilecek birçok piyon ve enstrümanı da içermektedir. Bu gerçekler ışığında, bölgede huzur ve güvenliğin tesisine her zaman olduğundan daha çok önem verilmeli ve terörle mücadele eden birimlerin morali en üst düzeyde tutulmalıdır.

Adına her ne süreci dersek diyelim, diyalog her zaman kavga etmekten iyidir. Tüm bu görüşmelerin sonucunda ben ve öteki değil BİZ diyebileceğimiz bir çözüm en iyisi olacaktır. Varılacak mutabakatın Türkiye'de yaşayan herkes için anlam taşıması gereklidir. Hepimiz aynı sevinç ve başarı duygusunu yaşamalıyız. Çözüm her ne olursa olsun herkes birbirine yakın bir kazanmışlık duygusu yaşamalıdır.